




Metin Kurt tarafından hazırlanan spor dergisi. Kapağına bakınca, beşiktaş taraflı bir yayın gibi duruyor dimi? ama değil. Kapağında yazanlar gibi, renklerin kardeşliği ve son zamanlarda artık iyice populer kültür olmaya başlamış "forza livorno" kavramına çok ters düşecek bir duruşu var kapağın. Hani içindeki Çarşı röportajı ile ilgili bir gönderme olsa neyse, ama o da yok.


Çatal ve kaşıkları bükmesiyle tüm dünyada tanındı. Kimileri onu “hayranlık duyulan mistik bir kişilik” olarak tanımladı. Bir radyo programında o an radyoyu dinleyen herkesin elindeki çatalı büktüğünü; EURO 96’da Gary McAllister’ın kaçırdığı penaltı öncesi topu hareket ettirdiğini iddia etti. Ardından yarı final öncesi Terry Venables’a faks çekerek “İzin ver, maç öncesi çocuklarla bir görüşeyim” dedi. Venables pek sallamadı; Almanya’ya penaltılarla elendiler! 1997’de taraftarı olduğu Exeter’in Chester’la oynayacağı kritik maç öncesi kale arkasına “
İspanya’yı işe karıştırmadan olmaz değil mi! 13 çocuğu, 36 torunu, 1 de futbol kulübü var… 1994’te Rayo Vallecano başkanlığını kocasından devralarak (!) İspanya’nın ikinci kadın kulüp başkanı oldu (İlki seksenlerde ufak bir takımı -Deportiva Lorca- yöneten Ignacia Hoppichler). İlginçtir, o ana dek yalnızca 1 kez futbol maçına gitmişti. Rayo onun görevde olduğu sezonlardan birinde aynı sezonda 4 teknik direktör değiştirdi. Listede başa dönüp ilk kovduğu ismi yeniden göreve getirmeye hazırlanıyordu ki sezon bitti! 1999’da Vallecas Stadı’nın adı “Vallecas Teresa Rivero” oldu. 2000-2001 sezonunda ilk kez katıldıkları UEFA Kupası’nda çeyrek finale kadar ilerlediler. 13 çocuğunun olmasının kendisine avantaj sağladığını, futbolcularını da birer oğlu gibi gördüğünü söyledi. Halen Rayo Vallecano de Madrid Sportif A.Ş.’nin başında…
Engin Eryiğit
Başlığı çok sevdiğim bir ağabeyimden aldım. Umarım kendisi de fikirlerini burada paylaşır.Yeni sezon ile birlikte geldiği durumu iyice gözler önüne sermiş bir tribün. 1 senedir içinde gelişen olaylar, ya daha fazla güçlendirecek yada gücünü azaltacaktır. Benim şuan görmüş olduğum, parça parça da olsa güçlendiği. Lakin bu durumu iyi değerlendirmek, bazı şeylerden derslerimizi almamız lazım. Türkiye’de hiçbir grubun girmediği bir duruma hepsinden önce girmiş bulunmaktayız. GS tribünleri, statları yapıldıktan sonrada aynı kalacaktır belki, onu bilemeyiz.
Dünya tribünlerinin ortak dillerinden biri "Ultras Mentalitesi". Türkiye’de "Ultraslan" tarafından isim parsellemesi dışında, pek bilinen bir kültür değil. Son zamanlarda da F

Bu zamana kadar, Alaturka taraftarlık anlayışı ile gelen bir tribün geleneğimiz var. Türkiye’de ki tüm taraftarlarında böyle anlayışı olduğundan eminim. "Ultras" adı sıfat olarak taşınmasa da, güncel gelişen bazı olaylarda verilen spontane tepkiler bazen bu kültürün bizimde içimizde olduğunu ama bir şekilde fark edilmediğini gösteriyor.
GFB'nin, son zamanlarda değişen yapısı ile kendisine yaptığı özeleştirisi ile ve tek isimden çoğulculuğa geçiş yapmak üzere olması ile ultras kimliğini kazanmaya başladığını kendi gözlemlerim ile söylüyorum. Altında bulunan bazı grupların ise bu kültüre daha önceden ısınma turlarına başladığını da çeşitli zamanlarda görmüştük.

Şimdi lafı uzatıp da getirmek istediğim yer şu; F
Tribün gruplarına, hadi gelin tek isim altında birleşelim. Hepimizin ortak bir tribünü olsun. Takımı savunma, takıma destek, deplasmana toplu gidişler, verilen bildiriler konusunda tek ses olup, ortak bir duruş sergileyelim desem. ve bu öncülüğün başında bulunacak 4-5 ismi hiçbir zaman medya önünde yem etmeyelim desem. Haksızlık gördüğümüz yerde tepkimizi gösterip, her önümüze geleni bu oluşuma dahil etmeyelim desem. Sadece Türkiye’de değil, dünya çapında yaptığımız organize işler ile sesimizi duyuralım desem. Hem politik konularda hem de güncel olaylara karşı tepkimizi sakınmayalım desem. Ne derdiniz? Şimdi bunları söyleyince aklınıza "çarşı" gelmesin. o sosyolojik olarak araştırılması gereken başka bir kültür. Benim fikir olarak lanse ettiğim ise, değişen taraftarlık anlayışı ve geçmişten gelen gücümüzün birleşmesi gibi bir şey.
Şuan her hafta içinde bulunduğumuz ve içinde olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuz tribünlerimizin potansiyelini değerlendirmemiz lazım. Bu şekilde parça parça birleşip, ses çıkarınca olmuyor. GFB bazılarının gözüne kolay gözüktüğü için bu durumlara gelmiştir. Ama herkesin güç olarak ta, ses olarak ta, hareket olarak ta birleştiği tek tribüne bunların hiçbiri yapılamazdı. Bu şeyin amacı F
Bu konuyu, bu başlıkta herkese tartışmaya açıyorum. Ultras kimliği ve F
