20 Ağustos 2008 Çarşamba

Mateja Kezman


Herkes için özel futbolcular vardır. Kezmanda bence özel bir futbolcu olarak bu kulüpten ayrıldı. Gerçi ayrıldı demeyelim, kiralık olarak aramızdan ayrıldı. Sonrası zaten malum.

Oynadığı süre zarfında, 46 maçta 20 gol atmış. Bir forvet oyuncusu olarak fena bir istatistik değil bence. Ama ülkemizin biricik medyasının kurbanı olarak çok fazla eleştirilmiştir. Tabi bunda Semih faktörü çok büyüktür.


Neyse oynadığı, oynamadığı geride kalsın. Benim aklımda, attığı veya kaçırdığı gollerden çok, tribün tarafından gösterilen sabır ve destek aklımda kalacak. Ben Kezman kadar, kaçırsa bile destek gören oyuncu az gördüm. ( topu kaybeden/geri oynayan selçuğun yuhalanması örneği varken)

Son olarak; olmadı, olamadı Kezman.

19 Ağustos 2008 Salı

80'li yılların Tribünleri

İnternet dünyasının son dönemlerinde çıkarmış olduğu en büyük oluşumlardan biri olan, Facebook kırsalında yaptığım gezinti sırasında rastladım bu gruba. Çoğu Fenerbahçe tribünleri arşivinden 457 tane görsel eklenmiş. Grubu açan ve müdavimi olan insanlarda çoğunlukla Fenerbahçeli.

Grup üyelerinin müsadeleri ile birkaç fotoğraf ve yorum ile bloğumu güzelleştireyim efenim. Hem o günlerin tribünlerini yaşayamayan bizleri bilgilendirsin hemde şu günlerde yaşadığımız sıkıntılarda bloğun tavrını belli etsin.


24.09.1988 tarihinde, Fenerbahçe'nin G.Saray'ı 1-0 yendiği maçta Rıdvan'ın golünden sonra numaralı ve yeni açıktaki gol sevinci... bu maçta maratonun GS tarafında köşede, oldukça kalabalık bir taraftarımız vardı. yer kamerasındaki görüntülerde, Orhan golleri kaçırırken hepsi ayakta kahroluyor, kendilerini belli ediyorlardı..

bu maçta maratondaydım. maç başladığında köprüyü yeni geçmiştim. bir büyüğümün kurbanı olmuştum. içeri girdiğimde dakika 18'di...dışarıda bir sürü karaborsacı vardı, biletler ellerinde patlamış, normal fiyatından ucuza satıyorlardı...

....................................................................................................................................



1988-89 sezonu... Fenerbahçe stadı...numaralı tribün...
yani bizim olduğumuz tribün. maratonun üstü yapılana kadar, maçların büyük çoğunluğunda buradaydık. çok güzeldi bu tribün, çok...


en üstte dururdum ben..şereftribünün bittiği yerde duvara doğru bir demir merdiven vardı..üzerine çıkardım.

en üstte şeref tirbününün yanındaki ilk direkte en ateşli seyirciler gruplaşırdı.bu resim ya sezon açılış yada kapıların açıldığı son 15-20 dakikada olsa gerek,numaralıya bukadar yığılma olmazdı büyük ihtimal samanyolu çekiliyor

ya konya, ya sarıyer maçı... bayraklar açıldıktan sonra tezahürat bitiyor ve yeni tezahürat yapılıyor. o sene yeni çıkmıştı : ŞAMPİYON FENERBAHÇE........ŞAMPİYON
FENERBAHÇE........

....................................................................................................................................


TARİH 08.11.1992...GS-0 FB-1...GOL : AYKUT...
şu lafı o kadar çok duymuştum ki, ama hep gülüyordum söylendiğinde : " FENER'LİLER BU MAÇA GELMEZ "..
hangi maçta yalnız bırakmıştık ki Fenerbahçe'mizi...işte samiyen, işte kapalı, işte 4 gün önce kalesinde 7 gol görmüş taraftar, işte pankart : " DÜNYA SENİNLE GÜZEL, HAYAT SENİNLE TATLI "...

bu maç başlamadan bir kaç saat önce yeni açıktan bir taraftarımız sahaya atladı. elinde bayrakla orta sahaya kadar koştu ve GS tribünlerine de tasvip etmediğimiz hareketlerde bulundu. ben kapalıdaydım. bizim tribünler " sıra sende cimbom sıra sende " diye bağırırken, yine bizim yeni açıktan elinde bayrakla biri daha atladı ve o da aynı hareketleri yaptı. bizim tribünler bu sefer " üç üç üç üç " diye bağırırken nihayet bu sefer 65 yeni açığından biri sahaya atladı fakat elinde bayrak yoktu. bizim tribünler küfür yağdırırken bu sefer GS tribünleri coşmuştu. fakat çocuk orta sahaya geldiğinde kazağının altından Fenerbahçe bayrağını çıkarınca bizim tribün adeta yıkıldı...

daha sonra da bunu hazmedemeyen GS taraftarları SİGMA lehine tezahürat yapmaya başladılar ve böylece ilk kez tüm tribünlerin katıldığı " Türk takımlarına karşı, yabancı takımları destekleme " doğmuş oldu. daha önce küçük grupların sağda solda açtığı pankartlar veya yaptığı tezahüratlar büyük çoğunluk tarafından kaale alınmıyordu bile...fakat o gün bardak taştı ve işte bu günlere de böyle geldik...


bu maç bana hep adnan polat'ı anımsatır..
bu maçın oynadığı tarihte adnan polat gs'de yönetici idi ve maçtan sonra aynen şu demeci verdi.."fenerbahçe taraftarını anlamıyorum...biz frankfurtu eliyoruz,onlar sigmadan 7 yiyorlar,ancak halen bu maça bizden çok geliyorlar...bizim taraftarımız aynı durumda 3bin kişiyi geçmezdi..seneye mutlaka bu duruma çare bulacağız.."

ve bir sonraki yıl fenerbahçe taraftarı ilk kez numaralıya alınmadı...(1993-94 sezonu..2. maç gs:2-fb:1...kemalettinin 16 metreden hayrettine kafayla gol attığı maç)..

ayrıca resimdeki maçtan önce işyerimizde çalışan bir gs'li personele,fenerbahçenin 7 yiyip,gs'nin frankfurtu elemesi üzerine aynen şöyle demiştim."herhalde tarihinizde ilk kez bizden çok taraftarınız olur bu maçta..."..maç günü etrenköyden otobüse binip stada giderken doğrusu ümitsizdim.."az oluruz" diye düşünüyordum,ardından otobüs yeni açığın önünden geçerken 8 kapıdan 6'sını fenerlilerin aldığını görünce kahkaha attğımı anımsıyorum...
zaten otobüs taraftar doluydu,bazı gs'li taraftarların,"ulan yine çin ordusu gibi herifler,kapmışlar her yeri" diye hayıflanmalarını anımsıyorum..

gerçekten efsanevi bir maçtır bu..

Yanlışım yoksa eğer kornerden gelen topa Kemalettin'in kafa vurduğu maçta kapalının eski açık tarafındaki köşesindeydik ? Kapalı dışında başka tribünde varmıydık? Net hatırlayamadığım için soruyorum ?

hayır...
kapalıda yeni açıkla birlikteydik...

numaralı dışında yarı yarıyaydı,,,yarıyarıya tribünlerin son maçıydı samiyende....

köşeye atıldığımız ilk maç,bir sezon sonra 1-1 biten lig maçıydı,golümüzü bülent atmıştı

5 Ağustos 2008 Salı

Ultras Tribün #4









Bu sefer isimleri siz bulun=)

Join the Migration


Amerikan Futbolu için göç mevsimi başladı...




Client: Reebok
Agency: mcgarrybowen
Chief Creative Officer: Gordon Bowen
Executive Creative Director: Eric Segal,
Lars Jorgensen
Art Director: Andrew Conklin
Copywriter: Justin Kaswan
Agency Producer: Katya Bankowski
Production Company: Independent Media, Inc.
Director/DP: Janusz Kaminski
Executive Producer: Susanne Preissler
Line Producer: Lindsay Skutch
Editorial Company: Final Cut
Editor: Akiko Iwakawa
Producer (Editorial): Summer Raymond

Stephen Appiah


Gerçekten sevdiğin bir insanı tarif etmesi zor birşey. Hele bu bu insan hastalık derecesinde bağlı olduğun takımının en iyi oyuncularından ( geçmiş zaman) birisi ise. 2005 yılında, 19.07 gibi özel bir günde, FB TV tarafından transferi açıklandığında hepimiz mutlu olmuştuk. Tarafsız bakabilen herkes için mantıklı bir transferdi. Tabi bazı insanlar tarafından inatla var olduğuna inandırılan Fenerbahçe medyasının yüklenmelerine de maruz kalmadı değil.

O, Oynadığı dönem içinde, attığı goller, ortaya koymuş olduğu mücadele ve Fenerbahçe taraftarının en çok sevdiği şey olan hissiyat sahibi kalbi ile bizleri mest ediyordu. Onun zamanında kadroda bulunan Anelka'dan daha fazla dünya markasıydı, Alex'ten daha fazla hissiyatlıydı, Kezman'dan daha fazla hırslıydı... Öyle bir yüreği vardı ki içinde 2006 yılında Denizlide kaybedilen şampiyonluktan çok, onun maç sonrasındaki haline üzülmüştük.


Her golünden sonra, formasını öpüşünü özledik. Maç sonrasında taraftarına gelmesini özledik.

Lakin, şuan kafaları karıştıran bir durum söz konusu. Resmi sitede yapılan açıklama kafamızı karıştırdı. Hayatımızda da bu böyle oluyor bazen. Çok fazla güvendiğin bir arkadaşın beklemediğin şekilde seni üzebiliyor, hatta bir daha görüşmemeye kadar dayanan uzun tartışmalara kadar gidiyor bu işler. Appiah doğrusu veya yanlışı ile hayatımıza girmiş, ve büyük ihtimalle de bir daha girmeyecek birisi.


Gönlüm Appiah'ın bu takımda olmasından yana. Olmuyorsada, oynadığın dönem içinde bizlere yaşattığın güzel anlar için, bu formaya verdiğin emek için ve gerçekten bu formayı hakkettiğin için sana teşekkür ediyorum. Güle güle Appiah.

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Eto'o

Taşınma Sonrası

Biraz aceleye geldiği için, sıkıntılı bir süreçte gerçekleşti. Ama an itibari ile istediğim şekilde yerleşmiş durumdayım. Eski evimin 4. katta olması ve yardımıma gelen 1 kişinin olması bunu etkileyen en önemli faktörlerden biri oldu. Sıkıntı ile bile olsa, artık uzun zamandır yaşamak istediğim acıbademe taşınmış durumdayım. Sonumuz hayır olsun.

Bloğa yazamadığım süreçte Fenerbahçemizin iki maçına da teşrif ettik. Shaktar Donetsk herşeyi ile bir hazırlık maçı ve Maraton tribünün açılışı kıvamında geçti. O günü kazasız belasız geçmemize rağmen ilk izlenimler pek iyi olmadı. MTK maçındaki söylentiye göre, o gün 17 kişiden şikayet faksı/mail'i gelmiş. Herhalde bu şikayetler MTK maçından sonra iyice artmıştır.

Bloğun ilerleyen günlerinde; MTK maçı, Maraton Tribünü ve Gaziantep maçının yer kaplayacağını belirtip, Blogger buluşmasını unutmadığımı hatırlatayım.

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Taşınıyorum


O yüzden bloğa biraz ara...

22 Temmuz 2008 Salı

Emre Belözoğlu


Bitti askerlik, geldi sonunda. Gelir gelmezde idmana çıkarmışlar.


Güiza ile tanışmış, topunu saklamış.


Carlos'a hayran hayran bakmış.


Hocası ile de tanışmış!


Kezman ile yol üstü konuşmuş.


Semih ile hasret gidermiş.


Edu'nun samimiyetine biraz çekingen yaklaşmış.


Bakalım alışabilecekmiyiz sana.

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Nike


Nike'ın Olimpiyatlar için hazırladığı kampayanın ana filmi...


18 Temmuz 2008 Cuma

Yeni Neslin, Palet ve Şnorkel'e Olan İlgisizliği.

Ekşi'den.

Kendilerini sütçü donu benzeri çiçekli mayo şortlar, parmak arası terlikler ve vitrin kıvamında eşşek kadar güneş gözlüklerinin içine hapseden bir neslin halini ahvalini gözler önüne seren bir durumdur. Oysa bundan 15-20 sene önce denize girmenin bir seremoni olduğunu hisseden biz 80-90 kuşağı çocukları, babalarımız turuncu palet almadan, abilerimiz geçen sene onların kullandığı şnorkelleri vermeden gitmek istemezdik. Ayağımıza her sene bol gelen plastik bir terlik, boktan bir mayo, bir çift palet bir şnorkel, bütün yazın malzemesi bunlardı.

O paletlerin verdiği hız hissi ve denizin altını sadece pazar günleri Trt'de çıkan belgeselden gören bizler, 2-3 metreden gördüğümüz denizin dibi ve kazara bulduğumuz bir deniz yıldızının heyecanı ile koşa koşa çıkardık sahile. Şimdiyse herşey elimizin altında: zaten denizde açılmak yasak, her an bir jet-ski, deniz paraşütü motoru kafanı uçurabilir, denizin dibini nat-geo wild'dan görmen her an mümkün. Sen tak çakma güneş gözlüğünü, giy parmak aranı, bir de uzun, çiçekli bir mayo şort. at kendini dodo'ya, fuga'ya...

(poyet, 18.07.2008 14:51)

Rıdvan Dİlmen - Lassa



ilk Reklam Ariel Ortega'dan, ikincisi benden

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Fenerbahçe 1 – 1 Swindon Town


"Bu seneki ilk hazırlık maçımız, İngiltere'nin Coca - Cola League 1 ekibi Swindon Town takımı ile yağmurlu bir Avusturya gününün sonunda, Gökkuşağının Tepelerin arkasında insanlara gülümsediği übersonik etkileyici bir ortamda gerçekleşti."

Maçın öncesinde ve sonrasındaki ruh halim aynen bu şekildeydi. Sebebi ise, bünyeme dahil ettiğim kas gevşeticilerin beni huzurlu ve mutlu bir insan yapması. Maçı o yüzden pekiyi idrak edememiş olabilirim.

Maçın genel gidişatı hakkında çok yorum yapmaya gerek yok zaten, sonuçta ilk hazırlık maçımız. Ama Burak böyle başlayıp böyle sürdürürse, vatana millete hayırlı birisi olma yoluna doğru girmiş olacak. Alex, her zamanki Alex diyeceğim ama sanki bu sene farklı bir şeyler var. Adam her sene kendine bir şey katıp öyle geliyor. Roberto Carlos'u ise geçen sezondaki ivmesinde gördüm. Nazar değmesin diyelim. Müzmin gençlerimizden Gürhan ise, Vedersonun yokluğunda ilk 11 başlayarak, güzel bir oyun ortaya koydu ve Kezman'a attığı "adrese teslim" orta ile golü bulmamızı sağladı.( Alex'in pası gözden kaçmasın) Kaleciler ise güven verecek bir pozisyonda değiller, Volkan Demirel'in yanına mutlaka kaleci alınması şart. Lugano ve Edu, bu takımın vazgeçilmezleri. Kezman ise Güiza ile güzel olacak gibi. Göhkan Gönül ne iştir dersek ise, ilerleyen günlerde hakkında uzun şeyler yazmak istediğim kadar güzide bir futbolcu, umarım hep böyle devam eder.


Mehmet Aurelio'dan boşalan orta saha ise, şuan soru işareti olarak karşımızda duruyor. İlerleyen günlerde daha çok fikir sahibi olabilir bu konu hakkında.

Diğer oyuncular ise aklımda pek yer etmemiş sanırım. Aradan 2 gün geçtikten sonra maç yazısı yazmak zormuş, şuan bunu gördüm.

Bir diğer hazırlık maçında görüşmek üzere. Ayrıca Maç saatleri konusunda basınımızın daha özverili olmasını arzu ediyorum. 1 saat beklettiler beni, sağ olsunlar.

Luis Aragonés





11 Temmuz 2008 Cuma

Mehmet Aurelio


Formunun zirvesinde bizden ayrıldı Mehmet Aurelio. Oyununun bugünlere gelmesinde Daum'un ve Fenerbahçe'nin büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Trabzonspor'dan Fenerbahçe'ye gelmesi ve yeni mevkisinde çıkardığı oyun, onun bugünlere gelmesinde büyük bir etken oldu. Fenerbahçe camiası olarak onu çok sevdik, hatta diğer kulüplerin taraftarlarını bile ondan övgüye sözettiklerine şahit olduk. Ricardinho olayı hariç kişiliğinin çok sağlam temeller üzerine kurulu olduğunu bizzat görmüştük. ( Bu olayın detayları ne kadar doğru anlatıldı, onuda bilmiyoruz zaten.)

Mehmet Aurelio, artık Real Betis takımının bir oyunucusu, bu transfer de Bayram Tutumlu en önemli etken olarak göze çarpıyor. Eğer Bayram Tutumlunun "gıcıklığından" gerçekleşmiş bir transfer ise, onu da ergenekon davasında zanlı olarak görmeyi tüm arzumla istiyorum, F tipinin tadını tatsın bari! Lakin, bu transfer yönetim politikasının bir hatası ise bu hataya sebebiyet vermiş olan yöneticilerin, Mehmet'in yerini dolduracak bir isim ile devam etmeleri gerekiyor. Geçen sezon, devre arasında takıma dahil olan Maldonado, bunun bir alternatifi olabilir. Geçen sene izlediğimiz Maldonado belki bize bu güveni vermemiş olabilir ama Alex'in onun hakkında sözleri, ve kariyerine baktığımızda ( ki youtube sayesinde izlediğimiz birkaç video oluyor) bundan sonra yeni Mehmet Aurelio olarak bakmamızı sağlayabilir. Selçuk o kadar güven vermese bile, Deniz'in sakatlanmadan önceki performansı bana umut veriyordu. Umarım eski formuna yeniden kavuşur. Bunların yanına ise, bu zamana kadar yaptığı işler ve Dmc özelliklerinin umut verdiği genç bir çocuk eklenirse, bence bir sorunumuz kalmıyor. Sonuçta Mehmet Aurelio bir gün gidecekti, onun oynadığı oyunun eşi benzeri yok diye de birşey yok. Hatta önemli oyuncular gittikten sonra yerleri dolduralamaz gibi bir düşünce oluştuğunda, onun yeri daha güzel doluyor hep, sonuçları devamlı görüyoruz zaten.

Umarım bu transfer onun geleceği açısından olumlu sonuçlanır. Milli takımda çıkardığı güzel oyun ile de, dünya kupasına katılmamızı ve Şampiyona da başarılı olmamızı sağlar. Güle güle Mehmet.

10 Temmuz 2008 Perşembe

Futbol Reklamları #4




Seneyi hatırlamıyorum ama zamanının efsane reklamlarından biri olduğu kesin.

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Hayata Dair Notlar

Hep yazmak istediğim bir başlık olmuştur, ne zamandır erteliyorum bunu, bugüne kısmetmiş.

* Blog açıp birşeyler yazmaya Nisan 2007 tarihinde, Plaki's adlı reklamcılık ana temalı bloğumda başladım. O günden bugüne baktığımda, kendimi nispeten geliştirdiğimi düşünüyorum. Hoşuma giden tarafı ise, birilerinin beni okuyup yorumlarda bulunması oldu.

* Yazılarımda bir sürü yazım hatası görebilirsiniz, bunun nedeni ise, ortaokulda Türkçe dersime giren Öğretmenden kaynaklanıyor. İnadına yapıyorum sanki!

* 2 senelik İzmir hayatım dışında, kendimi bildim bileli Fenerbahçe tribünlerinin müdavimiyim. Yeni açılan fenerium tribünü hariç her köşesinde bulundum bu yerin. Aileden gelen, hatta damatların bile Fenerbahçeli olup, Camia'nın içinde varlığını sürdüren bir Fenerbahçeli gelenek beni büyüten. Bu sebeple, bazen mantıklı düşünemediğim anlar oluyor. Kusuruma bakmayın.

* Yakın bir zamana kadar, bir tribün grubunun içinde aktif olarak bulunmamıştım. Her deplasman yolculuğum, kendi münferit çevrem doğrultusunda gerçekleşmiş olmasına rağmen, bütün gruplar ile bir şekilde, kişi bazında ilişkilerim olmuştur. Ama geçen sezonun son dönemlerinde, yaşadığım paylaşımcılık ve içine girdiğim ortamın güzelliğinden ötürü, bir gruba dahil olmuş bulunmaktayım. Yeni sezon için güzel fikirlerimiz, güzel pankartlarımız, güzel tezahüratlarımız olacak. Bununda ayrı bir heyecanı içindeyim.

* "Futbolun Endüstrisine karşıyım Arkadaş" diye ortalık gezinen bu bünye sahibi insan, Spor endüstrisinin Türkiye'de rakibi olmayan bir kurumunda 1.5 senedir çalışmakta. Aman patron duymasın!

* Evet, yaptığım işi seviyorum. Spor odaklı bir Reklam ajansında çalışıyorum ve bundan son derece memnunum. Herkes için de bunu diliyorum.

* Hayata dair en kesin tarafım, Fenerbahçe ve Annemin yaptığı barbunya yemeğidir.

* Bekar yaşamak zor birşey, yıkanmış çamaşırları kurutup, tişörtleri ütülemek, sabahın köründe telefonun sesine uyanmak... vb. gibi bir sürü şeyden şikayet etmek.

* Gözlerim, son dönemde ikide bir mikrop kapmakta. Buna bir çare bulunuz, doktor bey!

* Sağ tarafta bulunan, takip ettiğim blogları çok seviyorum. Orada yazılanlar, öğrendiklerim, gördüklerim beni hayli tatmin ediyor. Abuk medyamızın, abuk yorumlarını okumaktansa bu insanları takip etmek hayli keyifli birşey. Yakın bir zaman içinde de tüm danışmanlığını yürüttüğümüz spor kanalında, Blog yazarları ile alakalı bir program fikrimz var. Bu bloglardan geleceğin usta kalemlerinin çıkacağını düşünüyoruz. Her an bazılarınızın kapısını çalabiliriz.

* Sigara'yı bırakmak en büyük arzularımdan biri, ama bunu başarabilecek potansiyelim varken hep üşengeçliğime denk getiriyorum. Tavsiyeleri duymaya ihtiyacım var. O değil yakın bir halı saha maçında ölmekten korkuyorum! Gaza gelip atılan her depardan sonra, "Oğlum, rengin beyazlamış" lafları duymak stres yaratıyor.


Bitti.

Daniel Gonzalez Güiza

Bugün yoğun bir iş saatinde karşı masa da oturan direktörümün maraton.com.tr de görüp bana ulaştırdığı güzel bir haber oldu bu. Daha transfer belli olmamışken, yok parası şu kadar, yok güzel değil bu adam gibi bir ton anlamsız yazılar okumuştum sağda solda. Efenim, bu ülkenin spor takip eden ve yazan insanları, Roberto Carlos, Hooijdonk, Anelka, Alex... gibi oyuncularımızıda bir güzel eleştirmişlerdi, hatırlarsanız. Hepsi hakkında özet olarak "Fenerbahçe'de başarılı olamaz" gibi sonuçlar elde edip, kendilerini tatmin etmişlerdi. Bizde onları okuyup "ahh ulan, vahh ulan" diye düşünmeye başlamıştık. Ama sezon başlayınca, oyuncuları canlı görüp, ne yaptıklarını kafamıza ( kafalarına) soktukça, son dönemdeki transfer politikamızı hep yerinde bulmuştuk. Can Kozanoğlu abimiz "Bu maçı alıcaz!" kitabında rakibimiz olan bir takımın 80'lerde başlatmış olduğu etkili bir "PR" çalışmasından bahsediyor. Bu PR çalışması o kadar etkili olmuş ki, bugün bile o takımın başarısızlığı bir güzel kamufle olurken, başarıları bir nebze abartılıyor. Hatta bugünlerde çeşitli modifikasyonlara girdiği de görülmekte. (para, yürek vb...)

Konuya Güiza'dan girip başka bir konudan çıktım ama, 'giren' de 'çıkan' da bu bloğun malı!, ürkmeyiniz!

Son söz olarak, Güiza güzel bir transfer oldu, İspanya liginin gol kralı artık bizde. Hem sadece ispanya değil, Türkiye liginin 2 gol kralı (Alex ve Semih) ve Hollanda liginin bir zamanlar tecilli kralı olan Kezman.

Kendisine Zafer Biryol yakıştırmaları yapanları; Ergenekon davasında haber olup, Milliyet.com.tr de isyankar hallerini Foto galerisi olarak göstermeyi nasip eyle yareppim!

Not: PR demek bu demek.

8 Temmuz 2008 Salı

Jose Antonio Reyes


Az bir zaman önce Aceto Balsamico'da okumuştum durumunu. Bugün bir muhabbet sırasında aklıma geldi o yazı ve bir daha okuduğumda neden olmasın diye sormaya başladım kendime. Neden olmasın...